Arka Planı
Göster/Gizle
ALADAĞLAR TRANS | Raporu

O Şıpıdıklar Giyilecek!

O günkü doğa yürüyüşü esnasında Seval’le ani bir karar alarak bu sene ziyaret edemediğimiz Aladağlar’a gitme kararı aldık. Daha henüz mevsim de değişmemişti. Hem ilk defa dağa beraber gidecek bir ikili olarak birbirimizi tanır hem de bir iki zirve yapma şansımız da olur ümidiyle akşam çantaları hazırlamaya başladık. 13 Eylül Salı ise saat 21:00’de düştük yollara. 14 Eylül Çarşamba saat 12:00’da Sokullupınar (2100) üstkampa gelmiştik bile. Hemen yükümüzü hazırlayıp Karayalak Vadisi’nden Çelikbuyduran (3400) kamp alanına doğru yola çıktık. Bol bulutlu bir yürüyüşten sonra yaklaşık 16:00 civarı Çelikbuyduran’a varmıştık. Hafif çiseleyen yağmur altında taşların üzerine kurulan bu kamp alanına çadırımızı kurduk. Hemen sularımız kaynattık, yemeğimizi yiyip çadırın içine attık kendimizi. Eşyaları yerleştirdikten sonra çantamdan çıkardığım şıpıdık terliklerimi poşetleriyle beraber bagajın ucuna koydum. Bilen bilir, bottan çıkan ayak için en büyük ödüldür şıpıdık terlik… “Oh güzel güzel giyerim” diye düşünürken bir damla yağmur düştü çadırın üstüne. Gülüştük Seval’le, oh dedik tam zamanında! Ardından yağmur doluya döndü. Gece aralıklarla devam dolu esnasında yolun da verdiği yorgunlukla muhteşem bir uyku çektik. 15 Eylül Perşembe gece 03:00 civarı uyandığımızda dolu kesilmişti. Hava raporuna göre bugün yağış bekleniyordu. Gökyüzüne baktığımda bulutlar yer yer gökyüzünü kaplıyordu. Arada üç beş tane yıldız bize göz kırpıyordu. Kahvaltımızı edip, “E bir deneyelim bari, belki de yağmur yağmaz, yağarsa döneriz” deyip saat 04:30’da Çelikbuyduran kamp alanından Emler Zirvesi’ne doğru yola çıktık. Saat 05:30’da gün önümüzü aydınlatmaya başladı. 14 Eylül Perşembe 06:15’de Emler Zirvesi’ne (3723m) ulaştık. Bulutların eşliğinde Hacer Boğazı üzerinden muhteşem bir gün doğumu izledik. Yağmur henüz ortalıkta olmayacak gibi görünüyordu. Faik’le konuşup Hürtepe’ye olan mesafe hakkında bilgi aldıktan sonra Hürtepe’ye gitmeye karar verdik. Sonuçta sadece 15 dakikaydı ulaşmak, yağmur yağarsa da geri dönecektik, en fazla ıslanırdık, kamp zaten kuruluydu. Böylece 06:45’de Emler Zirve’den kuzeye yöneldik. Uzaktan Hürtepe sandığımız yere geldiğimizde Hürtepe daha da kuzeyden bize el salladı. Bir düşündük, hala yağmur yağmıyordu. O zaman devam. Emler’le arasındaki kesikli sırtı tırmandıktan sonra 08:15’de Hürtepe’ye (3553m) vardık. Ama ne 15 dakika! Faik’e sevgilerimiz ilettik. Hala bulutlar tepemizde dans ediyordu ama yağmurdan eser yoktu. Bulutların arasından bir yanımızdaki Adsız tepe merhaba dedi. Yine aynı şey, bir gidelim yağmur yağarsa döneriz. Tam olarak anlayamadığımız bir şekilde tam 15 dakika sonra Adsız tepenin (3512m) zirvesindeydik, saat 09:00’dı. Meteorolojiye olan güvenimizden olsa gerek yağmur yağacak, şimşek çakacak, fırtına kopacak korkumuzla Adsız tepeden kampa dönemeye karar verdik. Issız bir vadiden güzel bir sırt inişiyle YediGöller bölgesinin (3100) sırtlarına kadar geldik. Oradan Çelikbuyduran Geçidi’ne doğru yönelerek, güzel bir Göller Bölgesi gezisinin ardından saat 12:45’de kampa vardık. Aman yağarsa geri döneriz diye diye 3 zirveyi yapmış ve 12.5 km yolu tepmiştik. Hava hissedilir derecede soğuktu ama hiç yağmur yağmadı. Yine gülüştük. Yemek yedik. Su kaynattık. Dinlendik. İki tane sağlıklı beslenme delisi olarak kara buğdaymızı pişirdik yedik. Bagajdaki ocağımı toplarken, bagajın ucunda duran şıpıklarımın üzerine bir “adet” dolu düştü ve elime sekti. Saat 15:00’di. Üçle altı arası yağış olacak demişlerdi ve beklenen yağış geldi. Önce dolu, sonra yağmur, sonra kar, sonra yine dolu, sonra sulusepken, sonra yine kar... Çadır ise üç mevsimlik… Kar yüküyle burnumuza kadar değmeye çalışan çadırımızı düzeltmek için dışarı çıktığımda dolu çoktan şıpıdıklarımın poşetini yırtmıştı. Benden önce o giymeye niyetliydi anlaşılan. İşte o an hiç de gülmedik. Saat 18:00 oldu ama anlaşılan yağışın durmaya niyeti yok. Biz ertesi gün için Karasay Geçidi’nden kamp yükü ile geçme hayallerimizden yavaş yavaş koparken, kar şiddetini daha da arttırdı… Bütün gece gök gürültüleri eşliğinde parti yaparcasına yağdı. 15 Eylül Cuma sabahı 06:00’da yağış kesildi. Biri üçle altı arası yağış mı var demişti?! Nereden bileceksin adamın 3 saatten değil de 15(!) saatten bahsettiğini…. Sabah bagaja baktığımda şıpıdıklarımın poşeti delik deşik olmuş ve üzerleri kar dolmuştu. Sinirimden poşeti yemeyi bile düşündüm. Yılın ilk karı benim şıpıdıkların üzerindeydi. Yinede, şıpıdıklara rağmen, toplandık. Hesaplarıma göre 9’a kadar kamptan çıkarsak Karasay Zirve, Eznevit Zirve, Eznevit Yayla, Gelincik Kayaları ve en son Sokullupınar Kamp Alanı geçişimizi tamamlayabilirdik. 08:45’de bu sefer de kocaman pamuk pamuk kümülüs bulutlarıyla Çelikbuyduran’dan düştük yola. Çeşitli yaratıcı küfürlerimizle, nefes almak için burnumuzdan farklı uzuvlarımızı kullanarak, tabiki sis ve bulutlarla beraber Karasay Geçidi’ne (3468) saat 11:30’da vardık. 12:15’de kamp yüklerimizle Karasay Zirvesi’ne (3550m) vardık. Tabiki sis bizi hiç yalnız bırakmadı. Oradan rahat bir geçiş olan Eznevit Zirvesi’ne doğru yöneldik. Patikayı kar kaplamıştı. Jübilelerini yapan emektar botlarım içlerine çektikleri soğukla sanki artık bana onları bırakmam gerektiğini tembihliyorlardı. Beli geçtikten sonra Eznevit’te tırmanmaya başladık. Sis yüzünden patikayı zar zor seçebiliyordum. Kısa bir molanın ardından tekrar yola çıktığımızda üstümüze basan sis yüzünden bir karış ötemizi göremez hale gelmiştik. Saatin de geç olması sebebiyle 14:00’da Eznevit’e çıkmama kararı aldık ve gerisingeriye bir arka vadi olan Emli Vadisine inen Karasay Çarşağı’na yöneldik. Top top keçi dışkıları daha önce hiç inmediğim bu vadide bize yol gösterdi. İn in bitmez, ne çarşak… Aklımda şıpıdıklar, ayağımda botlar, çarşak arasından isyan ederek çıkmış pembe çiçekli gevenler... Karışımıza muhteşem Akşam Pınarı Vadisi ve Parmak Kaya, Kaldı ve Alaca Zirveleri kopkoyu sisin gölgesinde… Ama ne manzara…. Ancak 16:00’da Eznevit Yaylaya giden patikaya oturabilmiştik… Seval’in muhteşem incirli, çevizli ve hindistan cevizli ponçikleri (tarif sahibinde) ve hazırladığı muhteşem mısır ekmeği bizi hayattan soğutan inişin bütün izlerini sildi. Bir de yaseminli ve ballı yeşil çay…. Böylece 16:15’de kamp yükümüzü Eznevit Yayla’ya aşırabilecek güce geri gelmiştik. Yol uzun… Yol açık, yola çık… 18:00’da Eznevit Yayla’ya varmıştık. Göçerler yaylayı yeni terk etmişlerdi. Batıya bakar Eznevit Yayla, hele ki gün batımında yolunuz düşerse bu yaylaya Aladağlar’ın adını nereden aldığını huşu içinde izlersiniz… Bambaşka bağlar sizi kendine… Sağımızda kıpkırmızı Aladağlar, solumuzda Aladağlar’ın bütün verimliliğinin ürününü veren Ecemiş Ovası ve batan güneşle Gelincik Kayaları’na doğru düştük yola. Kalan gün ışığından sonuna kadar faydalanmak için zaten düz olan bu patikada adımlarımızı iyice büyüttük. Benim omuzlarım, Seval’in sırtı dokuz saatin ardından alarm vermeye başlamıştı. Sokullupınar ise GPS’in kadrajına girmişti artık. Sevinçle karşıladık bu durumu. Yusuflardan sonra sevincin de sağlam bir arkadaş olduğunu böylece anladık… Saat tahminimi değiştirmiştim artık. 21:00 - 22:00 arası varırız demişken kampa, artık 20:00 gibi varabileceğimizi düşünüyordum. Karayalak Vadisiyle tekrar buluştuğumuzda artık hava kapkaranlık olmuştu. Defalarca geçtiğim vadiyi tanıyamayarak, doğru olduğunu düşündüm yoldan yürümeye devam ettik. Sonra birden bir ışık çaktı gözüme. Kamptan biri bize ışık çakıyordu. Daha ay çıkmadığı için zifiri karanlık patikada yürürken kampın burnumuzun dibine geldiğini bile anlayamamışız. Gerçi katır dışkılarını görmüştük ama yorgunluktan sadece geyik yapabiliyorduk. Keçi kakarlını takip et, katır kakalarına geldiğinde kampı bulcaksın! Bu sefer yolun bitmesinin verdiği rahatlıkla gülüştük. Kampa 20:02’de adım attık. Yumuşacık toprak ve çimin üstüne çadırı kurarken aklımdaki tek şey şıpıdıklarımdı. Yatmadan şıpıdıklarımı bagajın ucuna koydum. Sabah kalktığımda tabiki üstlerinde kar yoktu. Faik’le DağTrek’i kurarken her sene mutlaka yapmayı arzuladığımız kamp yüklü “DağTrek” geçişlerimizden birini bu sene Seval’le beraber yapmıştık. Kamp yüklerimiz sırtımızda dağ zirvelerini de içeren bu geçişimizin son günüde toplam 13.5km yürümüştük. Aslında dağda irtifadır ölçü olan ancak 3700m’leri görüp yaklaşık 30km yürüdüğümüz bu faaliyette kilometreyi hesaplamadan geçemeyecektim… Kamp yükleri sırtında, anneciğimin ve babacığımın tabiriyle iki “sümüklüböcek”, iki kadın, iki yalnız kafa, iki DağTrek sevdalısı, arzu ettiğimiz şekilde bu faaliyeti tamamlamış ve son kampımızı kurmuştuk. Artık muhteşem (ve sıcak) bir uyku bizi bekliyordu… Sabah dokuz civarı vurur güneş Sokullu üst kampa. Güneş gelene kadar da pek soğuk olur. Sabah kafamı çadırdan çıkardığımda gökyüzünde bir tane bile bulut yoktu ama benim aklımda tek bir şey vardı: “Seval çıkar şıpıdıkları fotoğraf çekeceğiz!”

Reklam Alanı

Dağ Trek Dağcılık ve Doğa Sporları Topluluğu ©     Versiyon 3.0